İş hayatında huzur mümkün mü yoksa hayal mi?

Çalışanların ve iş arayanların gerek mülakatlarda gerekse iş hayatlarında en çok telaffuz ettikleri ve istedikleri şeylerin başında “huzurlu bir çalışma ortamı” geliyor. Peki, iş hayatında huzuru aramak mümkün mü, yoksa hayal mi? Profesyonel Koç, Enerjist ve Eğitmen Mari Camgöz Pektezol iş hayatında nasıl denge kurulabileceğini ve çalışanların ne yapması gerektiğini anlatıyor.

İş yaşamında huzur hepimizin aradığı şey. Konuşmalarda, iş başvurularında çoğunlukla bu dile getiriliyor,  fakat bunun ne kadar gerçekçi olduğunu hiç düşünüyor muyuz? Huzur deyince aklınıza ilk nasıl bir fotoğraf geliyor bir anlık düşünün. Benim gözümün önüne gelen ilk görüntü; dingin bir göl kenarındayım, mis gibi havayı içime çekiyorum. Etrafım yemyeşil, yanımda sevgilim, ailem, elimde kitabım, kuş sesleri içindeyim… İyi geldi gerçekten… Siz ofiste bilgisayar karşısında kuş sesleriyle mi çalışıyordunuz? Büyük ihtimalle hayır…

İş yerinde “huzur” olur mu?

İş hayatında huzur olmaz! Huzur, ailede olur, evimizde olur. Tabii aynı zamanda, “Özel hayatımda da başarılı olmak istiyorum” diyenlere ufak bir hatırlatma yaparak, özel hayatta da başarının olmayacağını söylemek durumdayım. İş yaşamı başarıya odaklıdır. Özel yaşam ise huzuru merkezine alır. Dışardan ilk bakıldığında böyle gözükmese de özündeki gerçeğimiz buna çok yakındır. Temelde ise ikisi arasındaki dengeyi kurabilenler bu işin sırrını çözenlerimizdendir. Sihirli kelimemiz dengedir.

İş yaşamında bu dengeyi sağlayabilmek bazen fırtınalı bir havada gemiyi rotasında tutmak kadar da zor olabilir, bazen de dingin bir göldeki kayığı usulca ilerletmek kadar kolay olabilir. İlk işe başladığınız zamanı düşünün. Eğer şanslıysanız, iyi bir yönetici sizi takımına dahil etti, planlı bir organizasyondasınız ve sizi iyi hissettirecek bir yaklaşıma sahip bir İK yönetimiyle işe adaptasyon olmanız için destek aldınız. Bunu denize girme haliniz gibi düşünürsek; önce ayaklarınızı suya batırıp suyun ısısını hissetmek, sonra zeminin kum mu taş mı olduğunu anlamak ve vücudunuzu denize girmeye hazırlamak iyi gelir. Denizin de ne kadar derinliğe sahip olduğunu sorabileceğiniz birileri varsa, sizi uyaran kişileri de dikkate alırsanız bu işi daha kolay kotarabilirsiniz. Peki, ya direk bir tekneden denizin en orta yerinde havanın da pek uygun olmadığı bir gün denize girmek zorunda kaldıysanız? O zaman kendi çabalarınızla yüzmeye çalışıp, tekneye geri gelmenin bayağı zorladığı bir tanışma hali olurdu. İş yaşamınız bunlardan hangisi bilmiyorum fakat her iki durumda da yapabileceklerimiz var.

Başarının arkasında ne var?

İş yaşamında sürdürülebilir bir başarıyı elde edebilmenin ilk gerekliliklerinden biri açık ve net iletişim kurabilme becerisidir. Her ne iş yapılıyor olursanız olun, bu işi tek başına yapabilmemiz oldukça zor. Bize yardımcı olacak takım arkadaşımızın varlığıyla işlerimizin daha kolay ilerleyebileceğini bilmemizde yarar var. Biz ne düşünüyorsak, neleri iyi yapıyorsak veya yapamıyorsak, karşımızdaki kişinin bunları bizim gibi iyi bilmesini ve buna uygun davranmasını beklememiz hoş bir hayalden öteye geçmez.  Bizi motive eden, başarılı yapan veya rahatsız eden tüm durumların bir başkası için de aynı şekilde geçerli olmayacağını bilmek ve karşımızdakine ne istiyorsak bunu oldukça net, anlaşılır aktarabilmek bizim sorumluluğumuzda. Ne zaman ki, yaşam içinde beklentilerimiz ve zannetmelerimiz artar (iş arkadaşlarımızdan, patronumuzdan, ailemizden, arkadaşlarımızdan) bunların karşılanmadığı her durumda da şikayetlerimiz başlar. O zaman ruhsal toksiklerimizden arınmak adına ilk yapılacak iş; beklenti ve zannetmelerimizi çöpe atmak olacaktır.

Başarı tanımı herkese göre değişebilir, durumlara ve zamana göre değişebilir. Daha net olan şey ise “Başarısızlığın Formülü”dür. Bunlar:

– Kendine ve başkasına karşı dürüst olmamak,

– Yaptığın işin getirisini – götürüsünü hesap edememek,

– İnsanları tanımak için çaba sarf etmemek,

– Planlama yapmaktan, düzenden kaçınmak,

– Esnek olamamak,

– Verilen sözleri tutmamak,

– Kendi haklarını başkalarının haklarından üstün tutmak,

– Saygıyı, nezaketi unutmak,

– Emek vermemek,

Başarı istikrar, kendine ve karşındakine güveni, kazan kazana özen göstermeyi, fırsat ve tehdidi görebilmeyi ve buna uygun davranmayı ve biraz da sağduyuyu gerektirir. Netlik ve planlama olmazsa olmazlardandır.  Başarılı bir yaşamı her durumda yaşamak aynı zamanda olumlu bir bakış açısını korumaktan geçer. Hayatın içinde ve her diliminde zaman zaman inişler- çıkışlar, dalgalanmalar,  sorunlar,  karmaşa ve düzensizlik illa ki olacaktır. Bunları başta kabul edebilmek, birçok konuyu daha kolay çözmemizi sağlar.

Sorundan mı yanayız çözümden mi?

Hayatından her fırsatta şikayet eden bir kişi düşünün: “Her işe beni koşturuyorlar, görevim bu olmadığı halde benden şunu da yapmamı istiyorlar. Adımı sürekli duymaktan sıkıldım sanki benden başka kimse yok bu şirkette…” Peki, bu şikayetleri eden kişi aslında bir de şöyle düşünse; işlerin yapılmasına dair birçok yol öğreniyor, şirketini daha iyi tanıyacak fırsatlar elde ediyor, yöneticisinin sürekli gözünün önünde olması aslında ilk terfide akla gelen kişi olmasını sağlıyor veya belki de hiç hesaba katmadığı bir toplantıda yöneticisi tarafından projeyi yöneten kişi pozisyonuna getirilecek.. Belki yurt dışı temsilcilerinin olduğu toplantıda uzun süredir kendisini göremeyen yöneticisinin yaratmadığı fırsatı kendi yaratıp yurt dışında iyi bir pozisyona atanacak. Veya bunların hiçbiri olmayacak. “Ne kadar yazık, bu kadar kendimi heba ettim” derken bir arkadaş yemeğinde ummadığı bir iş teklifi alıp şu andaki pozisyonunun en az iki kademe üstüne geçiş yapacak.

Baskı arttıkça denge zorlaşır

İş hayatında dengeyi kurabilmenin en zor olduğu zamanlar, baskı ve stresin yoğun olduğu dönemlerdir. Kimse bu dönemlerin kolay olduğunu söyleyemez. Fakat bu dönemlerde,  gemiyi karaya ulaştıranlar, ertesi gün bambaşka bir güne uyanırlar. Beceri ve yetkinliklerimizi daha da iyi seviyeye getirebilme sorumluluğu kendimizdedir. Şirketlerin bu denli yoğun düzenlediği eğitimlerin hedefinde, bireyin kendini daha iyi yönetebilmesi yer alır. Kendisini ve ilişkilerini iyi yöneten kişiler, aynı zamanda kendilerini motive etmeyi başaran, bunu dış kaynaklı değil, iç kaynaklı yapabilen bireyler olarak, iş yaşamında verimliliği bütünde artırabilirler.

“Hayır” diyebilme becerisini geliştirin

İş ve özel yaşamda en sıkıntılı konulardan biri de “Hayır” diyememektir. Hayır demek, gerçekten gerekli ise (ki gerekli olduğu birçok durumlar da olacaktır) o zaman “Uygun tepki verme becerisini geliştirmek” bu işin kritik noktalarından biridir. Bunu siz yapmazsanız sizin için bir başkası yapmayacaktır. Uygun tepki vermek kişinin kendi sorumluluğudur. Şimdi bu gerçeği kabul ederek yola çıkıp, bundan sonra şikayet ettiğimiz, sürekli suçladığımız, “Beni hiç anlamıyorlar” dediğimiz, “Değerimi görmüyorlar” diye yakındığımız her durumu bir kenara koymak ve dönüşüm yolunda sağlam adımlar atmak bizim işimizdir.

Doğru soru sormayı öğrenin

İş ve özel yaşamda bizi istediklerimize daha kolay ulaştırabilecek araçlardan biri de “Soru sorabilme” becerisini geliştirebilmekte gizlidir. Doğru soruları hazırlamak bir emek ister, bunları doğru kişiye sormak ve uygun yanıtları alabilmek bir emek ister. Fakat bu emeğe değeceğini şimdiden söylemeliyim. Yıllar önce İnsan Kaynakları alanında çalışmalarımı yaparken bir pozisyon için uzun bir aday listesi hazırladım. Ön mülakatları yapıyordum ve en uygun adayları genel müdürüme sunmak üzere hazırlanıyordum. Görüşmeler sürüyor, zaman kısıtlı, randevusuna sadık kalanlar, kalamayanlar, iş görüşmesine geldiğinin farkında olmayanlar, farkında olup yeterli özeni gösteremeyenler derken, bir aday o zamanki yaşından beklenmeyecek bir kılık kıyafet ve saygıyla benimle görüşmesini yaptı. Türkçe’yi kullanma becerisi, özeni, kendini tertemiz ifadesi, yaklaşımı, göz temasını kurması,  beden dili, iş tecrübelerini netlikle aktarımı, ailesinden bahsetmesi, görüşleri derken çok iyi bir adaydı. Yöneticim ile birlikte yaptığımız üçlü görüşmede ilk defa bu adayın ajandasında soracağı soruları hazırladığı, yaşından beklenmeyecek bir vizyon ve netlikte sorularını usulca, saygıyla, nezaketle sorduğu hâlâ gözümün önünden gitmez. Hâlâ kendisini takip eder ve iş yaşamında çıktığı basamakları gururla izlerim. Yani bu tür şeyler olabiliyor ve olduğunda da farkınız fark ediliyor.

Sağlıklı bir iş günü için neler yapılabilir?

İş yaşamında hem mutlu hem başarılı olabilmek hem de huzurlu hissedebilmek için yapabileceklerimiz biraz daha belirginleşti. Peki, daha sağlıklı ve verimli bir iş gününü yaşamak, yaratmak için neler yapabiliriz?

–  Güne enerjik başlamak.

–  Sahip olduklarımıza özenle bakıp bunları daha anlamlı yapabilmenin yollarını düşünmek.

– Gülümsemek, “Günaydın” demek, yardıma ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz birine bunu teklif edebilmek, suiistimal olduğunu hissettiğimiz bir durumu açıklıkla paylaşmak, sevilmek derdi ile yanıp tutuşmadan kendi varlığımızı kendimiz onurlandırmak.

– Aynı şirkette farklı departmanlardaki kişilerle de ilişkiler kurabilmek, bunları planlamak, oluruna bırakmadan bunun sorumluluğunu almak, davete öncü olmak, iltifat etmek (samimi) birinin sorununa çözüm ihtiyacında (kendi istiyor ise bunu talep ediyorsa) gerçekten yardımcı olabilmek, içten olmak, ahlaklı olmayı, kendinize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi yapmamayı kural edinmek.

– Günü keyiflendirebilecek küçük mutluluklar yaratabilmek.

– Felaketi – yangını büyüten değil söndüren olabilmek.

– Bizim dışımızdaki bir duruma ise karışmamak gerektiğini bilmek ve buna uygun davranmak.

Yaşamınıza dahil olmasını istediğiniz güzelliklere, imkanlara sahip olmanıza olanaklar sunan işinizi sevebilmek, daha iyi işler üretmek elinizde. Etki alanınızı doğru belirleyip elinizden gelenleri hakkıyla yaptığınız her durumun içinde hediyeniz gizlidir.

 

Yazar: Mari Camgöz Pektezol

Kaynak: Kariyer.net

Yazının orijinal metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir