Tecrübe Çıkmazı

Yeni mezunlar için klasik sorunlardan biridir tecrübe. Karşılaştığım her ortamda bana yakınırlar: “Tüm iş ilanlarında şu kadar yıl tecrübe arıyorlar. İyi ama bize şans vermezlerse, biz bu tecrübeyi nerede kazanacağız?”

Sonuna kadar haklılar. Ama bir de başka yönüyle düşünelim. Orta ölçekli bir işletme sahibisiniz. Zaten piyasada marjlar o kadar düşük ki, olabildiğince maliyetleri düşük tutmaya çalışıyorsunuz. Belirli bir nitelikte bir çalışana ihtiyacınız var; ama ne o çalışanı yetiştirmeye zamanınız var, ne de ona ayıracak paranız. Ne yaparsınız? Hemen bir ilan verip diğer niteliklerin yanında “X yıl tecrübeli” dersiniz. İstediğiniz, aradığınız elemanın gelip hemen ertesi günü, olmazsa birkaç gün içinde işini yapmasını istersiniz.

Gördüğünüz gibi her iki taraf da kendi açısından haklı. Peki birçok işveren tecrübeli eleman istediğine göre, iş hayatına yeni atılan gençler nerede tecrübe kazanacak? Korkmayın, durum o kadar da vahim değil. Sadece paradigmalarımızı biraz değiştirerek bu soruna bir çözüm bulabiliriz.

Gazetelerde gördüğümüz ilanların pek azı yeni mezun gençlere yönelik. Dikkat ederseniz bu ilanlar genellikle finans sektörü ya da personel gereksinimini kendi içerisinden yetiştiren kurumsallaşmış, ülkenin önde gelen şirket grupları veya şirketleridir. Genellikle de bu şirketler gazetelerin 2. veya 3. sayfalarında büyük boyutlu, uzun süreli ilan verir, birkaç hafta aynı ilanlara rastlarsınız. Personel alım ilanlarının, aynı zamanda ilan veren şirketin reklamı olduğu gerçeğini bir yana bırakıp, ilanların içeriğine odaklanırsak, adaylardan birçok özellik istendiği ve pek çok aşamadan geçmesi gerektiği görülür.

Bu gibi ilanlara genellikle binlerce yeni mezun başvurur. Oysa bu pozisyonlara alınacak kişi sayısı en fazla on, bilemediniz yirmi kişidir. Onlar da ince bir elemeden geçirilir. Her ne kadar özel sektörde kayırmacılık yok gibi görünse de, seçilen adaylardan bazıları çok özel nedenlerle tercih edilir. Başvuranlar arasında bileğinin hakkıyla sıyrılanların oranı yüzde 1’i geçmez. Peki, ya kalan yüzde 99’a ne olacak?

Benim şimdi size bir sorum olacak: İmkanınız olsa, aranızda, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) gibi yüzde 1’lik dilimde okumayı kim tercih etmez? Özel nedenlerle tercih etmeyenler olabilir, ama büyük çoğunluğunuz bu tür okullarda okumak istese de yeterli puanı alamamıştır. Aynen iş yaşamı da böyledir. İş yaşamının başlangıcında girilmek istenen şirketler, yüzde 1’lik dilimdedir. Ama hiç endişe etmeyin.

Nasıl mı?

Üniversiteye girerken yüzde 1’lik dilim, lisede öğretilen derslerden öğrendiklerinize göre belirlenir. İş yaşamında ise üniversitede öğrendikleriniz yine önemlidir önemli olmasına ama artık devreye iş tecrübesi ve duygusal zeka da girer. Üstelik üniversite eğitimi 4-5 yıl, çalışma yaşamı ise 20-25 yıllık bir zaman dilimidir. Yani üniversite eğitimi bin 500 metrelik koşu ise, iş yaşamı tam bir maratondur. Önemli olan da bu maratonu başarıyla tamamlayabilmekte saklıdır.

Maraton koşusunda yarışa nereden başladığınız, ilk birkaç kilometrede nerede olduğunuz çok da önemli değildir. Önemli olan, yarışın bitiminde nerede olduğunuzdur. Buna örnek olarak sizinle bir deneyimimi paylaşmak istiyorum:

Vakti zamanında ülkemizin önde gelen, tamamı ODTÜ mezunu ortakları olan, çalışanlarının da büyük çoğunluğunun ODTÜ mezunu olduğu bir şirkette insan kaynakları müdürüydüm ve yol şantiyemiz için bir inşaat mühendisi arıyorduk. Görüşmelerden sonra öne çıkan adayların ikisi 3 yıl önce mezun olmuşlardı. Biri ODTÜ, diğeri de sanırım Süleyman Demirel Üniversitesi İnşaat bölümünden mezun du. ODTÜ’lü adayımız iş tecrübelerini Bodrum’daki eğlence yerlerinde DJ’lik yaparak elde ederken, diğer adayımız, adını sanını duymadığımız bir firmada (sanırım bizim taşeronlarımızın taşeronu olan bir firmada) 3 yıldır arazide zor şartlarda, yol inşaatlarında çalışıyordu. Bilin bakalım hangi adayı tercih ettik? Şirketimiz ne kadar ODTÜ fanatiği de olsa, tecrübeleri ve zor şartlara dayanıklılığı ile bize daha fazla katma değer sağlayabilecek SDÜ mezununu tabii!..

Kıssadan hisse… Gönül elbette yüzde 1’lik şirketlerde çalışmak ister, ama olmazsa bunu yolun sonu görmek gerekmiyor. Tam tersine yolun başı görün ki, her şeyin farkında ilerleyin. Önemli olan bir maraton koşusu yaptığınızın farkına varabilmek ve gidilmek istenen yeri bilmek…

Bu noktada artık somut önerilere geçebilirim:

Çalışılabilecek şirketleri üç grupta değerlendirebiliriz:

– Giriş pozisyonlarında şaşalı ilanlarla eleman arayan yüzde 1’lik büyük, kurumsal şirketler

– Girişe yakın bir pozisyon olsa bile aradıkları elemanların mutlaka tecrübeli olmasını isteyen yüzde 9’luk orta ölçekli şirketler

– Gazeteye ilan verme maliyetini düşünen veya en fazla seri ilan verebilen, çoğunlukla da eş dost tavsiyesi ile eleman alan yüzde 90’lık şirketler.

Bizim genellikle takıldığımız tecrübe kriteri, genellikle orta ölçekli şirketlerde karşımıza çıkıyor. (Büyük ölçekli işletmelerin yönetici pozisyonlarında tecrübeli kişileri aramasını kast etmiyorum, bu çok doğal) Oysa ilanları çok küçük boyutlarda yayınlanan, seri ilan veren, hatta ilan vermeyen o kadar çok şirket var ki… Tabi bu şirketlerin personeline sağladığı imkanlar da çok düşük oluyor. Biz bir kere gözümüzü diktik ya yüzde 1’lik şirketlere, bir de tecrübe arayan yüzde 9’luk şirketlere takıldık; yüzde 90’lık kesimi görmek istemiyoruz bile.

Eğer maraton koşusunda belirli bir noktaya ulaşmayı düşünüyorsak, sınırlarımızı genişletmemiz lazım. Yüzde 1’lik veya yüzde 10’luk alanı değil, yüzde 100’lük fırsatları görmemiz lazım. Eğer belirli bir alanda ilerlemeyi kafaya koymuşsanız, önemli olan A, B veya C şirketleri değil, o alanda tecrübe kazanacağınız herhangi bir şirket olabilir. Hatta şirket olmasına bile gerek yok, o işi yıllardır yapan bir kişi bile olabilir. İş yaşamınızın ilk birkaç yılını, gerçek iş yaşamına hazırlanmak için yapılan bir staj gibi düşünün. Staj yaparken size para veriyorlar mıydı? (Yüzde 1’lik şirketleri yine hariç tutuyorum) Eh, burada hiç olmazsa birkaç kuruş kazanıyorsunuz ama en önemlisi, işi öğreniyorsunuz. Sonrasında biraz daha çaba, biraz da şans (doğru yerde doğru zamanda olmak)yardımıyla, maratonu başarıyla tamamlarsınız.

 

Yazar: M. Cemil Özden (www.mcozden.com)

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir