Yönetim kurullarına kadın girdiğinde kârlılık artıyor mu?

“Yönetim kurullarında kadınların bulunması şirketlerin mali performanslarını artırıyor” gibi başlıklarla karşımıza çıkıyor.

Şirketleri cinsiyet eşitliği ve çeşitliliğe odaklanmaya teşvik etmek için “kâr artışı” vaadinden daha cazip bir yol düşünülebilir mi?

Britanya’da 2010 yılında oluşturulan Yüzde 30 Kulübü inisiyatifi, her bir şirketin yönetim kurulunda en az yüzde 30 kadın bulunmasını amaçlıyor.

ABD’de benzer bir amaçla üst düzey özel sektör şirketlerinin yöneticileri tarafından yine Yüzde 30 Koalisyonu diye bir oluşum var.

Kuşkusuz toplumsal cinsiyet eşitliğini savunmak için çok daha çeşitli ve kimimize göre çok daha haklı gerekçeler sıralanabilir. Fakat biz sık sık ortaya atılan ve genel kabul gören bu savın gerçek hayatta karşılığı olup olmadığına bakmak istedik: Kadınların yönetim kurullarına girmesi şirketlerin kârlarını gerçekten de artırıyor mu?

Akademisyenler konunun göründüğünden daha karmaşık olduğu ve yönetim kurullarının başarısında toplumsal cinsiyet dışında değişkenlerin de hesaba katılması gerektiği uyarısında bulunuyorlar.

Geçen yıl İsviçre bankası Credit Suisse tarafından hazırlatılan bir rapordan örnekleyelim.

Rapor, yönetim kurulunda en az bir kadın bulunan şirketlerin, yönetim kurulu tamamen erkek olan şirketlere kıyasla daha yüksek kâr oranlarına ulaştığını duyurdu.

Aynı raporda, üst yönetiminin en az yüzde 15’i kadın olan şirketlerin, kadın yöneticilerin yüzde 10’un altında olduğu şirketlere göre yüzde 50 daha kârlı olduğu da kaydedildi.

Fakat ABD’deki Northwestern Üniversitesi’nden Profesör Alice Eagly, şirketler tarafından ısmarlanan bu tür çalışmaların önemli bir kısmının diğer değişkenleri dikkate almadan “basit” bir yöntemle yapıldığını söylüyor.

Profesör Eagly akademisyenler tarafından diğer faktörleri de hesaba katarak yapılan daha gelişkin analizlerin, kadınların yönetim kurulunda oluşu ile şirketin mali başarısı arasında genel olarak çok küçük bir bağ bulduğunu söylüyor.

Bu küçük bağın da ortalamada ortaya çıktığına ve şirket şirket bakıldığında farklı sonuçlar çıkabileceğine, örneğin yönetiminde kadın olan bazı şirketlerin performansının değişmediğine bazılarının ise kötüleşebildiğine dikkat çekiyor.

Doğrudan sebep-sonuç ilişkisini kanıtlamak daha da zor. Örneğin bir şirketin performansının, kadınlar yönetim kurulunda olduğu için mi başka değişkenler nedeniyle mi daha iyi olduğunu net bir şekilde söyleyebilmek kolay değil. Şirket raporlarının genellikle bunu gözden kaçırdığı söyleniyor.

Profesör Eagly’ye göre saptamadaki bu güçlüğün bir nedeni de, kadınların yönetimde olduğu şirketlerin başka bakımlardan da farklı olması.

Örneğin şirketin büyüklüğü, kârlılığı belirleyen en önemli değişkenlerden biri gibi görünüyor ve kadınların yönetimden en alt kademeye kadar daha çok yer aldığı şirketler de daha çok büyük şirketler.

Yine, yenilik ve yaratıcılığa önem veren şirketlerin, cinsiyetine ya da diğer farklılıklarına bakmaksızın iş gücünü de daha etkili kullanan şirketler olması ihtimali daha yüksek.

Ayrıca zaten yüksek kâr marjı tutturmuş şirketlerin, ayrımcılık ve eşitsizliğe karşı istihdam politikaları izlemesi de daha olası.

Profesör Eagly bütün bunların basit analiz yapmayı imkansız kılan ve sebep-sonuç bağlantılarını karmaşıklaştıran faktörler olduğunu söylüyor.

ABD’deki en büyük şirketlerin sadece yönetim kurulu değil, tüm üst yönetimlerinin cinsiyet bakımından bileşimi konulu akademik bir çalışma, kadınların üst yönetimde yer almasının şirket performansını artırdığını, ama bunun sadece yenilik ve yaratıcılığa odaklı şirketler için geçerli olduğunu ortaya koydu.

‘Kadını ekle ve karıştır’

Bir başka muhtemel ilginç bağlantı ise kadınların yönetim kurullarına katılmasının, kadınların toplumsal olarak eşit haklar bakımından daha ilerde olduğu ülkelerde şirket performansı üzerinde daha olumlu etki yapıyor olması.

Sonuçta daha başarılı şirketler ve kadınların üst yönetimde daha çok yer aldığı şirketler arasında bir bağ var gibi görünüyor ama bu Harvard Business School’dan Profesör Robin Ely’ın deyişiyle “Kârlılığı artırmak için ortama kadın ekle ve karıştır” tarzı basit bir formül olmadığı da açık.

Almanya, Hollanda ve Belçika’dan uzmanlardan oluşan bir grubun yaptığı bir diğer araştırma “kadınların sadece yönetim kurulunda yer alıyor olması, diğer faktörler gözetilmediğinde şirketin mali performansı ile bağlantılı değildir” sonucuna vardı.

Bu araştırmaya göre, kadının şirket performansına olumlu etkide bulunabilmesi aynı zamanda şirketin iyi bir çalışma kültürü olmasına da bağlı.

Kadınlar eğer kendilerine olumlu yaklaşılmayan bir yönetim kurulu ortamındaysa, bu araştırmaya göre, olumlu bir etkide bulunmaları ihtimali de azalıyor. Bu bulgu araştırmaya göre cinsel yönelim, ırk, dil, din kaynaklı diğer çeşitliliklerin etkileri bakımından da geçerli.

Profesör Ely kurumsal-yapısal çeşitlilik-dönüşüm hesaba katılmadan sadece rakamlara bakmanın yanıltıcı olabileceğine işaret ediyor.

Kısacası bir yönetim kurulunda kaç kadın olduğuna bakmak size o yönetim kurulunun ne kadar başarılı olduğunu ya da kadınların orada etkili olup olmadığını göstermez.

Profesör Ely “Bütün yönetim kurulu üyelikleri eşit yaratılmamıştır” diye özetliyor.

12 ya da 15 kişilik bir yönetim kurulunda kadınların sözünün daha etkili olabilmesi için en az üç kadın üye olması gerektiğine işaret eden bazı araştırmalar var. Yüzde 30 kadın kotası insiyatifleri de buna dayalı olarak gelişti. Fakat buradan o şirketin kârlılık oranının ille de artacağı şeklinde bir sonuca varamayız.

‘Kâr değil sosyal adalet’

Bu noktada önemli bir başka noktaya da işletme yönetimi profesörü Corinne Post dikkat çekiyor. Post’a göre yönetim kurulu üyeleri şirketin kârlılığı üzerinde doğrudan bir etkide bulunmaz ama şirketin sosyal sorumlulukları konusundaki etkileri daha büyüktür.

Profesör Post, yaptığı çalışmalara dayanarak, kadınların yönetim kurulu üyesi olmasıyla, şirketin çevre dostu ya da hayırsever politikalar benimsemesi arasındaki bağlantının, şirketin kârlılığı ile bağlantıdan beş kat daha güçlü olduğunu söylüyor.

Kısacası kârlılık çok karmaşık bir konu ve yönetim kurullarının buna etkisi bile tartışmalı.

Ama Northwestern Üniversitesi’nden Profesör Eagly, “Kadınların yönetim kurullarında eşit rol sahibi olması için neden kârlılığı artırdıklarını kanıtlamak zorundayız ki?” diye sorarak en temel sorgulamayı yapıyor:

“Sonuçta sormamız gereken nüfusun yüzde 50’sinin neden ‘önemli’ işlerden dışlandığıdır. Bu kârlılıkla değil, sosyal adaletle ilgili bir mesele.”

 

Kaynak: BBC Türkçe

Yazının orijinal metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir